24/4/2009 - Deneme/ Hastane Günlüğü

Hastane Günlüğü
Hastane duvarını siper bilip sırtımı dayadım. Dinlemekten yorulduğum sesleri hâlâ kulağımda çınlayan beyaz önlüklü süvâriler peşimde. Elini uzatsa omzuma değecek, can havliyle nefes alıp veriyorum. Zaman mahmuzlamış atını nefesimi durduracak, koşmalıyım.Hastanenin karşısındaki durağa atıyorum kendimi. Etrafımda hastaneden çıkmış otobüs bekleyen hasta yüzlü insanlar, hasta yakınları. Tam boğulacakken kurtarılıp bindiğim bir gemi gibi gördüğüm bu durakta da aynı hava var. Bir silah gibi bakışlar üzerime doğrultulmuş. Kıpırdasam kurşuna dizilecek bir suçlu gibiyim. Suçlayan gözlerden kurtulmak mümkün olmuyor. Beni itirafa zorluyorlar. Çaresiz kabulleniyorum suçumu. Yüzümde yakınlarına ihanet etmişlerin, yüz üstü bırakmışların ifadesini görüyor duraktakiler. Utanıp üzülüyorum hiç kimse aldırmıyor. "Ah yavrum bu kadar da ihmal etmez ki insan bedenini. Ne vardı kendini bu kadar ihmal ettin," diyor yaşlı bir teyze, bana gülümseyerek. Tanıdık birileri yok mu diyerek sağa sola bakınıyorum. Sabah içtiğim çayın tadı var dilimde. Yanımdan rüzgâr hızıyla beyaz bir görüntü geçiyor. Çay bardağım var elinde benden hızla uzaklaştırıyor koyu ve şekersiz yoldaşımı. Ardından karargâh edindiğim gecelerim de bana sırdaş olan; sade ve acı, kahvemi alıyor benden. Dostlarım kayboluyor onlara yetişemiyorum. Zaralı bir virüs kadar tehlikeliymiş onlar kanıma; "kırmızıyı kaybedemeyiz" diyor doktor. Kırmızının günleri sayılı; öyle söylüyor. Kırmızı sararıp solmuş, güçsüz kalmış bedeni. Sonu gelmez savaşların asil savaşçısı, her yenilgide kendini toparlayıp, kalkmasını bilen kırmızı bu kez ağır yaralanmıştı. Yorgun günleri geride bırakıp gitmek istiyordu. Kahramanca, savaştığı günlerin hatırına bir mektup ya da pusula bırakmak gerekli, gidişini haber veren.Elime kağıtlar tutuşturuyor beyaz önlük ve gözlüklü bilge; anlıyorum hatamı. Bu sebepten bana kızgın hatta öfkeli. Acımasız zalim bir üvey annenin çocuğa yaptıklarının aynısını ona çektirmişim. Fedkârlığının karşılığını alamadığını söylemiş. Hafızamda çekimleri henüz biten filmlerin fragmanları: Görüntüleri çoğaltılıp her yere fotoğrafları asılı. Ne yana baksam hastane duvarları, beyaz önlüklüler, doktor bekleyen gözler, muayene eden eller.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/2/2009 - Deneme

Her zamanki gibi şerhrin merkezine yürüyorum. Yollar, caddeler, kaldırımlar insan geçidi. Gidenler, gelenler, durakta otobüs bekleyenler, taksi çevirenler, araçlar, yayalar, vitrinler, mağazalar su gibi akıp giden hayatlar. Etrafı seyrederek ben de yürüyorum. Şehirde farklılık seziyorum. Bu gün de mi bir ayrıcalık var yoksa ben mi herşeyi başka bir gözle görüyorum? Hadi hayırlısı. Yürüyorum, gözlerim mağaza vitrinlerine takılıyor. Kendini alışverişe kaptıran insanlar, bir kıpırtı,bir telaş var. Anlam veremiyorum. Yol boyunca hiç eksik olmayan çifler. Çiftler geçidi var sanki. Bu ne saadet diye iç geçiriyorum.
Şubat soğuğuna, yağan yağmura inat yürüyorlar. Bu gün çiftlere özgü bir gün mü? Yalnız olan sadece ben miyim?Bir gariplik var bu işte. Neyse ben yürüyorum. Şemsiye satan amca şanslı, hava yağmurlu artık 3 TL olan şemsiyeleri 5 ya da 6 TL den satarak kar edeceği bir akşam. Az ileride "Dededen mendil alın dededen sakız alın" diye elini her geçenin önüne uzatan sevimli bir ihtiyar. Kestanecinin önünden geçiyorum. İnsanın içini ısıtan mis gibi kokular yükseliyor havaya. Kızarmış kestaneler tezgahın önüne dizilmiş, müşteri çeken kokusuyla kestane kabukları ateşin üstünde yanıyor. Bir nefes çekip ısınıyorum. Yol boyunca seyyar satıcılar, mağazalar, insanlar hep iç içe. Bir ara ne zamandır almak istediğim beyaz bağcıklı yeşil ayakkabılar takılıyor gözüme. Bir de arkadaşlar arasında gülmece konusu olan, kocaman bir valizi andıran kırmızı kol çantası. Bana "Hadi sen o çantayı taşıdın peki seni kim taşıyacak" diye takıldıkları o meşhur çanta. Eh başka bir zamana deyip arkamda bırakıyorum gördüklerimi. El ele tutuşup gezen çiftler yine beni karşılıyor, yürüdükçe beni takip ediyorlar. Daha bir özenli ve şık giyinmişler. Kızlar takıp takıştırmış,en güzelini üzerine yakıştırmış, erkeklerinse şıklıkta eşlerinden kalır yanları yok. Ellerinde mutlaka ya bir hediye paketi, gül ya da çiçek var. Hallerin de aheste bir huzur bende ise afallama var. Yalnızlığımı yüzüme vuran bir tavırla yanımdan geçip gidiyorlar. Çiçekçinin önünden geçiyorum, onlar da ordalar. Çiçek alıp yanındaki kıza verenler, çiçeğini, gülünü alıp hoş bir tebessümle koklayarak gidenler. Tekrar çiçekçiye gelen çiftler. Restorant ve kafelerin cam kenarında yemek yiyenler bile var. Yalnız olan bendim. Yalnız yürüdüğüm yolda onlar beni hep çift olarat takip ettiler. "Bu gün günlerden nedir?" dedim: "14 Şubat" dediler. "Saat kaç?" dedim birbirlerini gösterdiler. "Bu neyin eseridir?" dedim: "Sevginin" dediler. Otobüse bindim, çift kişilik koltuğa tek oturdum. Diğer koltuklar hep çiftti...
huznuyar...14/02/09
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/12/2008 - ...

Zulme karşı sağırsa kulaklar,
körse gözler,
sızlamıyorsa kalpler
bu neyin çelişkisidir? insan olana.:
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kardeşi yaralı, çaresiz, bir kız nasılsa ben de öyleyim!
Kardeşinden koparılmış ayrı bırakılmış bir kız nasıl olursa ben de öyleyim!
Kategoriler
Arkadaşlarım
sessizyusuf cile subebegi mehmet toprak Kitap Özeti Hasan Karadeniz azrasoylu bilgihazinem griya bebenaz Zeynep Dilyâre Fâtıma Zehra sevincdurmus uyanangenclik mektebiedeb romankitapozetleri
|
başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Ey ay, felek harab olmuş ziyan olmuş senin için,
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun etme,
Ey Makamı var ile yokluğun üstünde olan... Devamı... Devamı
Sen varlık sahasını terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan Ay kapkara olur gamdan
Sen ayında evini yıkmayı kast ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
Sen zehri şeker, şekeri zehrediyorsun etme,
Harama bulaşan gözün güzelliğinin hırsızı,
Ey hırsızlığada değen hırsızlık ediyorsun etme,
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme,
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil,
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun ETME!....